Christine Şenol and CCC in the Turkish Press

The Courageous Heart of Plus Size Clothing

İş ve Kadın Dergisi

Interview with "Job & Woman" - 01.11.2004

Unfortunately, we can't offer you an English translation at present.

 

Türkiye'ye kişisel bir vesileyle gelen, yıllar içinde potansiyellerini girişimciliğe dönüştüren kadınları, bu bölümde konuğumuz olarak ağırlarken, yabancılığı, girişimciliği, iş kadinlığını onların perspektifinden irdeleyecegiz. Ilk konugumuz; konfeksiyon dünyasında "Büyük Bedenlerin Cesur Yüreği" Christine Şenol.

İlk sorumuz nasıl ve neden İstanbul'a geldiğiyle ilgiliydi. Christine Şenol sorumuzu şöyle yanıtladı:

"Brüksel Sheraton Olel'inde Headquarter olarak çalışıyordum. Sheraton Otel açılışları ve organizasyonları sorumlusuydum. İstanbul Sheraton Oteli'nin açılışı nedeniyle İstanbul'a geldim. Bu otelde 470 odamız vardı; görevimiz her sabah 900 kahvaltı hazırlamak, bütün gün gece yarısına kadar hem otel müşterilerine hem de İstanbullulara servis yapmaktı. Ayrıca, o dönem otelciliği bilen tecrübeli personelimiz de yoktu. House keeper- engineer ve aşçıdan oluşan toplam beş kişilik ekiple birlikte geldik. Bu arada, Hilton Oteli grevdeydi ve çok acilen bütün katlarıyla İstanbul'un ikinci büyük oteli Sheraton'un açılması gerekiyordu.

Sheraton zincirinin kurallarına göre isim, bütün organizasyonu, personel eğitimini, dekorasyonunu yaptırmak, malzemelerden mönüye, muhasebeden üniformalara kadar hemen her şeyle ilgilenmemi gerektiriyordu. O zamanlar Türkiye'de hiçbir sey yoktu! 1 Ağustos 1975'de oteli açtık, haftada 18 saat çalışıyordum. 6 hafta bu böyle devam etti. Otel açılışından Önce Mayıs ayında sevgili eşim ve bana ömür boyu arkadşım olan kocam Petro Şenol'u arkadaşlarım vasıtasıyla tanıdım. İyi ki eşimi tanımışım. Yoksa o yoğun dönemde tanıma imkanım olmayacaktı ve ben İstanbul'dan gidecektim."

Rahmetli Dr. Petro Şenol, Türkiye'de bir dönemin kulak-burun dalında en tanınan kişisiydi. Bademcik ameliyatı denilince akla gelen ilk isimlerdendi. Christine Şenol, eşiyle nasıl tanıştıklarını şöyle anlatıyor: "Erol Simavi, eşimin çok iyi arkadaşıydı. Aramızda çöpçatanlık yaptı. Benim kulak problemim vardı. Bu nedenle tanıştık, eşim de herhalde beni beğendi." Christine'nin masmavi gözlerinde, eski anıları canlanıyor. Ekim döneminde ülkesine dönmeden önce tatile gittiklerini, ertesi sene 3 Mart'ta da nişanlandıklarını sözlerine ekliyor.

"Nasil evlenme teklif etmişti eşiniz" diye soruyoruz.

"Uzun hikaye!" yanıtını vermekle yetiniyor gülümseyerek... Ardından yabancı olmasından dolayı; "bürokrasi, elçilikler, müsaadeler, doktorların peş peş yaşattıkları formalite ve işlemlerle eşine sorduğu tuhaf sorular" geliyor aklına.

Bir yabancı olarak İstanbul'da yaşamayı seçmenin nasıl bir duygu olduğunu öğrenmek istiyoruz. "Önce çok korktum ve tuhaf tuhaf sorular sormaya başladım eşime. İstanbul'da tek başıma sokağa çikabilir miydim? "Çikabilirsin; ama çıkmayacaksın!" yanıtını aldım." Claudia Shaefer güzelliğinde bir kadına, eşinin verdiği yanıt gayet netti! Christine'ye bunun ne demek olduğunu soruyoruz. "Evet, anlayabilmek zamanımı aldı. Ama doğru söylemişti. O dönemin Türkiye'sinde, kadınların tek başına sokağa çıktığı pek görülmezdi ve hiç hoş karşılanmazdı. Gidebilirdim ama rahatsız olmak için gidilmezdi ki! Ben de gitmedim ve rahatsız olmadım. Şimdi, tek başına sokağa çıkan ve her yere giden kadın çok. O zaman kahve-mahve de yoktu, hiçbir sey yoktu. İthalat da olmadığı için, istediğiniz en ufak şey bile kolay kolay bulunmazdı.'

Christine, Türkiye'ye gelmeden önce, İstanbul'u Mısır'ın Kahire'sine benzettiğini dile getiriyor: "İstanbul'u önce Kahire gibi sandım, ama Kahire çok renkleri olan bir şehirdi. İstanbul öyle degildi. Doğunun rengi yoktu. Batı da degildi. Peki İstanbul neydi? Kolay değildi ama, zamanla ince ayrıntıları anlamaya başlıyorsunuz." Christine, Istanbul'da yaşarken bizim farkında olmadığımız özelliklerini, dışarıdan farklı bakış açısıyla görmeye başlıyordu ve tehlikeleriyle, istediklerini kolay bulamayışıyla İstanbul'da kendi savaşını verirken, bir parçası olmayı öğreniyordu.

Christine bu arada, Türkçe'yle nasıl baş ettiğinden söz ediyor: "Eşimle Fransızca konuşuyorduk. Ama TRT 1 'le (zaten o zaman tek bir kanal vardı) konuşmayı öğrenmeye çalıştım. Zaten herkes aynı şeyleri konuşuyor, aynı kanalı seyrediyordu. Ben de konuşmayı sevdiğimden, derdimi bir şekilde anlatıyordum"

- İstanbul'a gelmeden önce nerede yaşıyordunuz, ne işle meşguldünüz?

"Bavyeralı'yım. On yedi yaşımdan beri de çalışıyorum. Avusturya'da çıraklık ve meslek okulunda üç yıl otelcilik eğitimi gördüm. Bavyera'da okul ve çalışma birlikte yürütülüyor. Bu da pratik yapabilme imkanı sunduğu için, pratiğini de yapabildiğim bir işe sahip oldum. Her sene iki ay okula gidip, geri kalanında çalışabiliyordum. Sonra Fransa ve İngiltere'ye, çalışmak ve lisanımı ilerletmek için gittim. Almanya, İngiltere arası gidip geldim. Almanya'da Hilton'a girdim ama memleketimi pek methediyordu beni. O da; başarili olduğumu düşünerek, iyi tavsiyelerde bulundu. Tavsiyeleri psikolojime iyi geliyordu.
Ne yapabilirdim? Profesyonelce yapabileceğimi bilseydim, fabrikalardan başlardım. Ben tersten başladım. Hep, sondan öğrendim. Bırakmaya gelince; tekstil başka sektörler gibi değil, lokanta kafe olsa buzdolabını hemen kapatıp, Iki haftada işi tasfiye edersin ama tekstilde stokla çalışıyorsun. Hep üç-altı ay önce çalışmaya başlıyorsun. Avrupa şimdiden gelecek yaz mevsimini çalışıyor. Hem maddi, hem manevi 6-9 ay yatırım yapiyorsun. Durdurmak gerçekten çok zor.

- Kriz döneminde ne yaptınız? Avrupa firmaları, size destek olabildi mi!

"Önce çığlık attım! Başka bir mağaza daha açacaktım, kriz çıktı. Avrupa'da is yaptığım firmalar, bana destek olacak kadar büyük değildi. Kiralar, kumaşlar... Maliyetine yapıp sattım, dolar iki mislinden daha fazla arttı. Şubat sonunda çekerim dediğim ithal çantalar, gümrükte takıldı. Alış-veriş bütünüyle durdu! Bir iki ay idare ederim dedim, ama bitmek bilmedi. Hala nasıl ayakta kalabildiğime şaşırıyorum. Tek avantajım, yeterince büyük olmamamdı. İpler benim elimdeydi ve bütün sorunlarla ben başa çıktım. Bütün kararları kendim verdim. Ortağımın olmaması avantajdı çünkü; iyi gidince ortak yaptı olur, kötü gidince ben!'

- Bize yaptığınız üretimle ilgili neler söylemek istersiniz?

Biz, kadınlar için rahat bedenler üretiyoruz. Ürünlerimizi giderek, 40- 56 arası 'basic' yani günlük diye nitelendirilen bedenlere kaydırdık. Her zaman kombinelenecek, renklerle çalışıyoruz. Çoğu kumaşlar lycralı olduğundan, her kadın rahatlıkla giyebilir. Abiye giysi de üretiyoruz. Senelerce ben kendi firmamda hem stilistlik hem modelistlik yaptım. Şimdi çok iyi bir stilistim ve modelistim var, iyi bir ekibiz. Daha iyi modeller üretebilmek amacıyla yoğun provalar yapıyoruz. Ayrıca satış ekibimizin de tecrübelerinden faydalanıyoruz. İyi bir ekip çalışmasının sonunda almış olduğumuz ortak kararların bize çok fayda sağladığını sezon sonundaki satış grafiklerimizden görüyoruz.

- Rahat beden dediğiniz kadınlar nasıl giyiniyor?

Kadınlar bir zamanlar, yalnızca siyah giyiniyorlardı, son zamanlarda ise, çok daha cesaretli olmaya başladılar. Daha da cesur olmalarını; renkleri üzerlerinde iyi taşımalarını isterim.

- Müsteri kitleniz kimlerdir?

Müsteri ürünümüzü bir kere aldiginda, genelde bir kere daha geliyor. Çünkü ihtiyaçlarini magazamizda bulacagini biliyor. Müsterimizin yüzde 70'i ayni kisiler olduklari için, sürekli olarak yenilik sunmaliyim çünkü; ayni müsteriye ayni çizgiyi bozmadan sürekli farkli giysiler satmaliyim. Bu dogrultuda artik kadinlar, bizde kot da bulabiliyor.

- Ürünlerinizde kilolu manken kullaniyor musunuz?

Defile çekimlerinde normal manken kullaniyoruz. Reklam için nostalji ve daha sanat yönü agir basan fotograflar kullaniyoruz. Bu bizim simgemiz haline gelmistir. "Nostaljik Kadinlar" denildigi zaman C.C. C akla geliyor.

- Atölye kendi bünyenizde mi yer aliyor?

Kesim, ütü, dikim bizde yapiliyor. Bazi dikislerimizi, fason atölyelerine veriyoruz. Kriz bu açidan bize faydali oldu. Önce küçüldük ama sonra büyüdük Toptan ürün alan müsteriler, çogalmaya basladi ve yeni müsteriler edindik. Su anda ortalama ayda on iki bin adet imalat yapiyoruz. Japonya'ya Finlandiya'da kendi LabelrImlen ihracat yapiyoruz. Arabistan'da bir is adami, ürünlerimizi satacak bir magaza ismimizin altinda (C.C.C) açmayi planliyor. Kendi âdima artik baska bir magaza açmayi düsünmüyorum.

- Çin sizi korkutuyor mu?

Hem evet, hem hayir! Individual çalistigimizdan dolayi; 'Avrupa korksun! Benim umurumda degil' diye düsünüyorum.

- Bir is kadini olarak, kadin çalisanlari nasil degerlendiriyorsunuz?

"Egitimli ve egitimsiz' olarak ikiye ayiriyorum kadinlari. Kadinlar, erkeklere göre; daha pratik karar verir. Bes Ise birden konsantre olabilir; hem salata yapar, telefonda konusur hem de çocuguna yetisir. Çalisan kadinlari da çok basarili buluyorum. Erkeklerse, bir masa bir kart ve iki personele sahipse; kendini genel müdür sayiyor.

- Bir operatörün esi olarak, estetik ameliyatlar, botoks gibi estetik operasyonlar hakkinda ne düsünüyorsunuz?

'Her yasin bir güzelligi var! Sahsiyetlerine hayran kaldigim bazi kadinlarla tanisiyorum. Botoks ve yüz gerdirme gibi operasyonlardan, ameliyatlar yüzünden sahsiyetleri kayboluyor. -Hedeflerinizi ögrenebilir miyiz? Is disinda, simdiye kadar çok fazla bir sey yapamadim yalniz; ailem yurt disinda oldugundan onlari görmeye gidiyordum. Su an ise, golf oynuyorum; günde bin metre yüzüyorum. Firsat buldukça, gezmeye vakit ayiriyorum. Peru, Afrika, Japonya ve Italya'ya gittim. Yakin bir zamanda, Nepal ve Tibet'e gidecegim. Daha sonra da, Kamboçya, Vietnam ve Küba'ya gilmeyi düsünüyorum.
Almanca Konusanlara yönelik dernegin kurucusudur ve baskanligini üstlenmis, bunca isinin arasinda basariyla görevini sürdüren, Rahat Bedenleri kadinlara armagan eden bu "cesur yürek" kadina IS VE KADIN DERGISI olarak yürekten basarilar diliyoruz.

Christine Şenol acılı bir ANNE..

Bayan ChrislIne'nIn röportaj esnasinda 7 yil önce yasadigi bir acisina tanik olduk. Sevgili oglu Luben'i elim bîr kaza sonucu kaybetmis bayan Cnristine. Uiben 20 yasindaydi ve çok iyi bir dalgiçti. 23 Agustos 1997 de Bodrum'un Oraklar mevkiinde bir arkadasini kurtarmak Için dalmis ama o'da vurgun yiyerek arkadasi gibi hayata veda etmisti. Bu olaydan lam 1 ay önce annesini kaybeden bayan Christine, daha acisi taze iken bu sefer cok sevdigi tek oglunu da kaybetmis. Uzun süre bu acilarla yasayan CCC tekstilin sahibi Christine Şenol bir süre sonra da hayatta tek dayanagi olan esini de kaybettikten sonra hayata küsmüs ama simdi is hayatinda yasadigi zorluklara ragmen dimdik ayakta ve tek basina cesurca'savasini veriyor.

Other Articles in the Turkish Press