Basında Christine Şenol ve CCC

"Semt Pazarlarında Salatalık Satılmıyor"

Ekonomik Trend Dergisi ile Röportaj - 03.06.2004

 

Türkiye'ye 1975 yılında İstanbul Sheraton Oteli'nin açılış uzmanı olarak geldi. Evlendi ve Türkiye'ye yerleşti. Mesleğini seçişi mecburiyetle başlamış. 3 yaşındaki oğluna eşofman bulamayınca, bir atölyeye gidip kendisi üretti. Eşofman arkadaşları tarafından çok beğenildi, herkes aynı eşofmandan istedi. 5 eşofman, 10 eşofman derken Christine tekstil şirketini kurdu. Şimdi "Christine Cotton Club" markasıyla Türk kadınlarını giydiriyor. Başta Almanya, Amerika, Fransa ve Japonya olmak üzere ürettiği ürünleri ihraç eden Şenol, iç piyasanın eski cazibesini kaybettiğini söylüyor. Sezonla birlikte indirimlerin de başlamasından şikayetçi olan Şenol, ticaret odalarinin indirim dönemlerini belirlemesi gerektiğini söylüyor.

Enflasyonun yüksek olduğu ülkelerde dürüst çalışmanın zorluğunu anlatan Şenol, semt pazarlarına ateş püskürüyor."O pazarlar ki, domates, salatalık satmaktan çıktı" diyor. Semt pazarlarının, tekstil piyasası haline geldiğini söyleyen Şenol, buralarda vergi ödenmiyor. Bu, dürüst çalısan üreticinin aleyhine, bir haksız rekabet oluşturuluyor" diyor. Türk ınsanının marka bağımlısi halıne geldiğini anlatan Şenol, insanların marka giydiğini, söylüyor. Markanı söyle, kim olduğunu bileyim durumlarından şikayet eden Şenol, "Türkiye ithal markalar için cennet bir ülke" diyor. Alman tekstilci Christine Şenol'la marka bağımlılığı, moda, tekstil, Türk iş hayatının etik sorunları ve Türk-Alman ilişkileri hakkında konuştuk.

Ekonomik Trend: İş kadını, tekstilcilik serüveni nasıl başladı?

Christine Şenol: Bir gün oğluma eşofman almak istedim, bulamadım. Bir arkadaşım, beni bir atölyeye götürdü. Oğluma bir eşofman yaptım. Herkes çok beğendi. Bütün arkadaşlarım çocuklarına yapmamı istedi. 1982 yilinda, 5-10 parça derken kendimi tekstilin içinde buldum. Nişantaşı'nda küçük bir butik açtım. Kendi atölyemi kurdum. Kadife eşofman ihraç etmeye başladım. Daha sonra iç piyasaya girdim. Bir mağazalar zinciri kurdum. Nişantaşı, Şaşkinbakkal ve Carrefour'da mağazalar açtım. Zamanla toptan müşteriler çoğalmaya başladı. Şu anda, tüm Türkiye'den müşterilerim var. Çünkü, benim tarzımda üretim yapan çok firma yok. Mağazalarımızda ithal çantalar da satıyoruz. Bu yıl Düsseldorf Tekstil Fuarı'na İTKİB'le beraber katılıyorum. Bir Türk standında, Alman tekstilci olarak bulunmak bayağı matrak olacak.

Trend: Almanya'daki ticari iklimle, Türkiye'deki ticari hayati, etik değerleri karşılaştırabilir misin?

Christine Şenol: Almanya'da her şey doğru dürüst işler. Kanunlara uyulur. Türkiye'de her şeyde bir esneklik var, sipariş veriyorsun. Termini söylüyorsun. Ama başka bir arkadaşın daha acil bir işi oluyor, seni geri plana atabiliyor şirket. Bir boyahane sahibinin babası öldü. Boyahane 3 gün kapandı. İhracatı gercekleştiremedik. Titiz çalışılmıyor. Herkes "olur, olur" diyor hiç birşey de zamanında olmuyor. Profosyonellik yok. Biraz şanslı olmak lazım Türkiye'de.

Trend: İş ahlakımız yok mu yani?

Christine Şenol: Tekstilde pek yok. Türkiye'de sanıyorum tekstil kadar berbat başka meslek yok. Tekstil birbirini öldürmek, gırtlaklamak üzerine kurulu. Aslında bu Avrupa'da da böyle. Taklit, müşteri çalmak, birbirine yan kesmek... Tekstil 10 yıl öncesine oranla çok zorlaştı. Krizlerde ilk olarak tekstil zarar görüyor. Herkes ayakta kalmaya çalısıyor. Kendi paçalarını kurtarmak için herşeye razilar. Hiçbir meslekte bu gerilim yok.

Trend: Türkiye'de tekstil ve konfeksiyon sektörü çok hızlı büyüdü...

Christine Şenol: Bügünkü tekstilcilerin hepsi bu işe tecrübesiz basladılar. 1980'li yillarda o fırsat, o rüzgar ortamında çok büyüdü bazı firmalar. Yani işi yapıp öğrendiler. Şimdi meslek okulları var. Üniversiteler eleman yetiştiriyor. 20 yıl önce 500 tekstil firmamız varken, bügün belki 100 bin firma var. Bu kadar tecrübeli eleman nereden gelsin. Mümkün değil. Biraz akıllı, biraz iş yapmak isteyen herkes tekstile girdi.

Trend: O yıllarda birçok iş adamı da hızla zenginleşti. Siz de "o rüzgarda" tatlı paralar kazandınız mı?

Christine Şenol: Ben o zamanlar bu kadar büyük değildim. İhracata başladığımda rüzgarın hızı kesti. Teşvikler kalktı. Şimdilerde kanunlar çok sıkı. İş yapmak o dönem olduğu kadar kolay değil. Sanki biz yanlış şeyler yapıyoruz. O kadar çok bürokrasi var ki. Tüketiçi Kanunu'na göre vitrinlere TL etiketi koymak zorundasınız. E, ama enflasyon var. Her hafta yüzde 2.5 bir enflasyon oluyor. Ben her hafta fiyatları değiştirebilir miyim? Herşey çok çelişkili. Ankara, döviz kredisi veriyor. Kontratlar döviz üzerinden alınıyor. Ama etiketler döviz cinsinden yazılamıyor. Tüketiçi kanunları, enflasyondan dolayı üretiçinin lehine işleyebiliyor. Herşeyi dolarlarla alıyoruz. Enflasyon sermayemizi eritiyor. Sebzenin fiyatı arttığında restoranlar fiyatlarını 2-3 hafta sonra değistirebiliyor. Ama tekstil böyle değil ki, bir sezon boyu aynı fiyatlarla satmak zorundasınız. Haksız rekabet yaşanıyor. Bazı firmalar erken indirime giriyor. Sonra müşteriler de bizden bunu bekliyor.

Trend: Türkiye'de zor bulduğumuz, alışamadığımız şeyler neyler?

Christine Şenol: Bu ülkede personel bulmak en güç iş. İşe nasıl müracaat edilir hiç kimse bilmiyor. Aldığımız insanı tanıyor muyuz? Bonservis yok. Referanslar yok. Bu ülkede herşey tanıdık vasıtayla oluyor. Çok büyük holdinglerde bu oturdu. Ama Almanya'da, bir işçi de işe girerken aynı prosedürlerden geçiyor. Bunun üst kadrosu, alt kadrosu olmaz. Muhasebe şefim beni dolandırdı. Nasıl başka bir işe girebilir? Ben bunu anlamiyorum. Hiçbir referans olmadan girip çiyorlar. Almanya'da sertifikalı sistem var. Profosyonel olmak için okullar var. Sertifikan varsa kapasiten, ne yapacağın bellidir. Burada kabiliyeti var mı, yapabilir mi, bilemiyorsun. İşsizlik var. Eleman yok. Köprüden atlayanlara gülüyorum. Çalışmak isteyen iş bulur. Buradaki işçiler kariyer yapmak, ilerlemek istemiyor. Bir işçi 20 sene aynı iş yerinde aynı iş yapmaktan hoşlanabiliyor. Çok şaşırtıyor bu beni. Biz hep birşeyler öğrenmek istiyoruz. Bende çıraklıktan başladım. İnsan açığını işte kapatamıyorsa kursa falan gider.

Trend: Bunu neyle açıklıyorsun?

Christine Şenol: Sanırım güvenmiyorlar. Yükselebileceklerine inanmıyorlar. Memur zihniyetiyle çalışıyorlar, istek yok. Kimse sorumluluk almak istemiyor. Eksiklerimi kapatayım endişesi de yok. Bir de bunun tersi bir fenomen var. Herkes çok çabuk bilgisizce ilerlemeye alışık. Geçen gün 24 yaşında bir genç usta olarak müracat etti. Herşeyi yapabilirim diyor. 24 yaşında bir insanın her tarafı tecrübe olsa ne olur. Ben çok iyi bilirim havasından gerçeği göremiyorlar. Ve her kademede bu insanlardan var. Kimse hatasını kabul etmek istemiyor. Eğitim eğitim eğitim... O kadar eksik ki anlatamam size.

Trend: Türk kadını nasil giyiniyor?

Christine Şenol: İnsanlar marka bağımlısı. Marka yiyiyor içiyor giyiyor tüketiyor. Herşey çok marka. Avrupa kadını çok özgürce kendi stiline uyan birşeyleri kombin yapıp giyiyor. İlla marka aramıyor. Ucuzunu buluyor. Rahatlık önemli. Eskiden ithalat bu kadar yoğun olmadığı için yerli markalar çok güzel bir seviyeye gelebildi. Bazi markalar bana göre Avrupa markalarının üstünde. Örnek: DeriShow. Güzel şeyler yapıldı bu ülkede buna rağmen insanlar yerli markalara burun kiviriyor. Türkiye'de üretildiği artık sağır sultan tarafından bilinen ithal markalara da koşarak gidiyor. Çok üzülüyorum. Senelerin birikimine sahip Roman Ipek yolu gibi yerli markalara ikinci kalite muamelesi yapılıyor. Herkes Marks&Spencer'e koşuyor. MS'in bir modelinden en az 5 bin adet üretiliyor. Çoğu zaman da bizim fiyatlarımızdan pahalı satılıyor. Dikkat edilmezse birkaç sene sonra yerli imalatçı kalmayacak. Türkiye ithal markalar için cennet.

Trend: Tekstil biraz erkek işi. Başlangıçta kız kardeşler makinacı, erkek kardeşler de kalite kontrolcü olur. Tek başınıza bu işi yapmak zor olmuyor mu?

Christine Şenol: Düştüm içine. Bir daha kurtulamadım. Oğluma bir eşofman yapayım derken istek üzerine işler genişledi. Ve inanın sırf arkadaşlarımı üzmemek için devam ettim. Ama çok yoruldum. Kemal Şahin gelse bütün firmayı satın alıyorum sen artık hiç üzülme dese hemen veririm. Benim en büyük eksiğini hissettiğim şey işimde destek olacak yakınlarımın olmayışı. Akrabam okuldan adadan arkadaşım yok.

Trend: Christine Cotton Club'un hedef müşteri kitlesi kimlerden oluşuyor?

Christine Şenol: Esasında, 15-75 yaş arasında rahat aynı zamanda şık giyinmek isteyen insanlara yönelik çalışıyorum. Ama çekirdek kitle 35-40 yaşinda çalışan seyahate çıkan lisan bilen Avrupa'yı gezmiş rahatlığı ve şıklığı bir arada taşımak isteyen kadınlar. Basit kombinlerle 24 saat giyilebilecek tasarımlar yarattık. Biliyorusunuz önemli bir özelliğimiz de büyük beden üretmemiz. Ben eşofmandan geldiğim için spor giyimi tercih ediyorum. Şimdi ton ton beden ürteceğim.

Trend: Bundan sonraki hedefler neler?

Christine Şenol: Tatile çıkmak, işi bırakmak. Bu yıl yeniden ihracata ağırlık veriyoruz. Bayilik olayına sıcak bakıyorum ama fiziksel açıdan da ilgilenemiyorum. Çünkü mağaza tasarımıyla da benim uğraşmam gerekiyor. Yetişemiyorum. Belki bir ortaklıkla birlikte olabilir. İtalya, Almanya, Japonya, Fransa ve Amerika'ya ihracat yapıyoruz. Bu yıl çocuk giyimine ağırlık vereceğiz. Çocuk giysisine çok talep var. Bu pazarın önü açık.

Trend: Avrupa pazarını yakından biliyorusunuz. Türk tekstilinin en güçlü rakibi hangi ülke?

Christine Şenol: Avrupa tekstili pahalı olmaya başladı. Almanya'da işçilik çok pahalı. Almanlar üretimi Türkiye'ye kaydırdı. Ve Almanlar Türklere çok şey öğrettiler. Türklerin müthiş bir öğrenme kapasitesi var. Son yıllarda tekstilin Türkiye'den Suriye, Mısır, Hong Kong ve Singapur gibi ülkelere kayacağı söylendi. Baktım, Türkler bu korkuyla bir enerji tutturdu. Yan sanayiye kadar öyle profesyonellestiler ki. Bu gün bakıyorum Türklere rakip olabilecek ülke yok. Polonya, Çekoslavakya, Macaristan hala Türkiye'nin 10 yıl öncesinde. Ama biraz korkmamız lazım bu ülkeler çok zeki ve de eğitimliler. Kaldı ki Avrupa'ya fiziki konum açısından çok yakınlar.

Basın'da çıkan diğer yazılar