Ilk sorumuz nasil ve neden Istanbul'a geldigiyle ilgiliydi. Christine Senol sorumuzu söyle yanıtladı:
"Brüksel Sheraton Olel'inde Headquarter olarak çalisiyordum. Sheraton Otel açilislari ve organizasyonlari sorumlusuydum. Istanbul Sheraton Oteli'nin açilisi nedeniyle Istanbul'a geldim. Bu otelde 470 odamiz vardi; görevimiz her sabah 900 kahvalti hazirlamak, bütün gün gece yarisina kadar hem otel müsterilerine hem de Istanbullulara servis yapmakti. Ayrica, o dönem otelciligi bilen tecrübeli personelimiz de yoktu. House keeper- engeneer ve asçidan olusan toplam bes kisilik ekiple birlikte geldik. Bu arada, Hilton Oteli grevdeydi ve çok acilen bütün katlariyla Istanbul'un ikinci büyük oteli Sheraton'un açilmasi gerekiyordu.
Sheraton' zincirinin kurallarina göre isim, bütün organizasyonu, personel egitimini, dekorasyonunu yaptirmak, malzemelerden mönüye, muhasebeden üniformalara kadar hemen her seyle ilgilenmemi gerektiriyordu. O zamanlar Türkiye'de hiçbir sey yoktu! 1 Agustos 1975'de oteli açtik, haftada 18 saat çalisiyordum. 6 hafta bu böyle devam etti. Otel açilisindan Önce Mayis ayinda sevgili esim ve bana ömür boyu arkadasim olan kocam '. Petro Senol'u arkadaslarim vasitasiyla tanidim. Iyiki esimi tanimisim. Yoksa o yogun dönemde tanima imkanim olmayacakti ve ben Istanbul'dan gidecektim."
Rahmetli Dr. Petro Senol, Türkiye'de bir dönemin kulak-burun dalinda en taninan kisisiydi. Bademcik ameliyati denilince akla gelen ilk isimlerdendi. Christine Senol, esiyle nasil tanistiklarini söyle anlatiyor: "Erol Simavi, esimin çok iyi arkadasiydi. Aramizda çöpçatanlik yapti. Benim kulak problemim vardi. Bu nedenle tanistik, esim de herhalde beni begendi." ChrislIne'nIn masmavi gözlerinde, eski anilari canlaniyor. Ekim döneminde ülkesine dönmeden Önce tatile gittiklerini, ertesi sene 3 Mart'ta da nisanlandiklarini sözlerine ekliyor.
"Nasil evlenme teklif etmisti esiniz" diye soruyoruz.
"Uzun hikaye!" yanitini vermekle yetiniyor gülümseyerek...Ardindan yabanci olmasindan dolayi; "bürokrasi, elçilikler, müsaadeler, doktorlarin pes pese yasattiklari formalite ve islemlerle esine sordugu tuhaf sorular" geliyor aklina.
Bir yabanci olarak Istanbul'da yasamayi seçmenin nasil bir duygu oldugunu ögrenmek istiyoruz. "Önce çok korktum ve tuhaf tuhaf sorular sormaya basladim esime. Istanbul'da tek basima sokaga çikabilir miydim? "Çikabilirsin; ama çikmayacaksin!" yanitini aldim." Claudia Shaffer güzelliginde bir kadina, esinin verdigi yanit gayet netti! Christine'ye bunun ne demek oldugunu soruyoruz. "Evet, anlayabilmek zamanimi aldi. Ama dogru söylemisti. O dönemin Türkiye'sinde, kadinlarin tek basina sokaga çiktigi pek görülmezdi ve hiç hos karsilanmazdi. Gidebilirdim ama rahatsiz olmak için gidilmezdi ki! Ben de gitmedim ve rahatsiz olmadim. Simdi, tek basina sokaga çikan ve her yere giden kadin çok, O zaman kahve-mahve de yoktu, hiçbir sey yoktu. Ithalat da olmadigi için, istediginiz en ufak sey bile kolay kolay bulunmazdi.'
Christine, Türkiye'ye gelmeden önce, Istanbul'u Misir'in Kahire'sine benzettigini dile getiriyor: "Istanbul'u önce Kahire gibi sandim, ama Kahire çok renkleri olan bir sehirdi. Istanbul öyle degildi. Dogunun rengi yoktu. Bati da degildi. Peki Istanbul neydi? Kolay degildi ama, zamanla ince ayrintilari anlamaya basliyorsunuz." Christine, Istanbul'da yasarken bizim farkinda olmadigimiz özelliklerini, disaridan farkli bakis açisiyla görmeye basliyordu ve tehlikesiyle, Istediklerini kolay bulamayisiyla Istanbul'da kendi savasini verirken, bir parçasi olmayi ögreniyordu.
Christine bu arada, Türkçe'yle nasil bas ettiginden söz ediyor: "Esimle Fransizca konusuyorduk. Ama TRT 1 'le f zaten o zaman tek bir kanal vardi) konusmayi ögrenmeye çalistim. Zaten herkes ayni seyleri konusuyor, ayni kanali seyrediyordu. Ben de konusmayi sevdigimden, derdimi bir sekilde anlatiyordum"
- Istanbul'a gelmeden önce nerede yasiyordunuz, ne isle mesguldünüz?
"Bavyerali'yim. On yedi yasimdan beri de çalisiyorum. Avusturya'da çiraklik ve meslek okulunda, üç yil otelcilik egitimi gördüm. Bavyera'da okul ve çalisma birlikte yürütülüyor. Bu da pratik yapabilme imkani sundugu için, pratigini de yapabildigim bir ise sahip oldum. Her sene iki ay okula gidip, geri kalaninda çalisabiliyordum. Sonra Fransa ve Ingiltere'ye, çalismak ve lisanimi ilerletmek için gittim. Almanya, Ingiltere arasi gidip geldim. Almanya'da Hilton'a girdim ama memleketimi pek methediyordu beni. Oda; basarili oldugumu düsünerek, iyi tavsiyelerde bulundu. Tavsiyeleri psikolojime iyi geliyordu.
Ne yapabilirdim? Profesyonelce yapabilecegimi bilseydim, fabrikalardan baslardim. Ben tersten basladim. Hep, sondan ögrendim. Birakmaya gelince; tekstil baska sektörler gibi degil, lokanta kafe olsa buzdolabini hemen kapatip, Iki haftada isi tasfiye edersin ama tekstilde stokla çalisiyorsun. Hep üç-alti ay önce çalismaya basliyorsun. Avrupa simdiden gelecek yaz mevsimini çalisiyor. Hem maddi, hem manevi 6-9 ay yatirim yapiyorsun. Durdurmak gerçekten çok
-Kriz döneminde ne yaptiniz? Avrupa firmalari, size destek olabildi mi!
"Önce çiglik attim! Baska bir magaza daha açacaktim, kriz çikti. Avrupa'da Is yaptigim firmalar, bana destek olacak kadar büyük degildi. Kiralar, kumaslar.. Maliyetine yapip sattim, dolar iki misliden daha fazla artti. Subat sonunda çekerim dedigim ithal çantalar, gümrükte takildi. Alis-veris bütünüyle durdu! Bir iki ay idare ederim dedim, ama bitmek bilmedi. Hala nasil ayakta kalabildigime sasiriyorum. Tek avantajim, yeterince büyük olmamamdi. Ipler benim elimdeydi ve bütün sorunlarla ben basa çiktim. Bütün kararlari kendim verdim. Ortagim olmamasi avantajdi çünkü; iyi gidince ortak yapti olur, kötü gidince ben!'
•Bize yaptiginiz üretimle ilgili neler söylemek istersiniz?
Biz, kadinlar için rahat bedenler üretiyoruz. Ürünlerimizi giderek, 40- 56 arasi 'basic' yani günlük diye nitelendirilen bedenlere kaydirdik. Her zaman kombinelenecek, renklerle çalisiyoruz. Çogu kumaslar Lycrali oldugundan, her kadin rahatlikla giyebilir. Abiye giysi de üretiyoruz. Senelerce ben kendi firmamda hem stilistlik hem modelistlik yaptim. Simdi çok iyi bir stilistim ve modelistim var, iyi bir ekibiz. Daha iyi modeller üretebilmek amaciyla yogun provalar yapiyoruz. Ayrica satis ekibimizin de tecrübelerinden faydalaniyoruz. Iyi bir ekip çalismasinin sonunda almis oldugumuz ortak kararlarin bize çok fayda sagladigini sezon sonundaki satis grafiklerimizden görüyoruz.
-Rahat Beden dediginiz kadinlar nasil giyiniyor*
Kadinlar bir zamanlar, yalnizca siyah giyiniyorlardi, son zamanlarda Ise, çok daha cesaretli olmaya basladilar. Daha da cesur olmalarini; renkleri üzerlerinde iyi tasimalarini isterim.
-Müsteri kitleniz kimlerdir?
Müsteri ürünümüzü bir kere aldiginda, genelde bir kere daha geliyor. Çünkü ihtiyaçlarini magazamizda bulacagini biliyor. Müsterimizin yüzde 70'i ayni kisiler olduklari için, sürekli olarak yenilik sunmaliyim çünkü; ayni müsteriye ayni çizgiyi bozmadan sürekli farkli giysiler satmaliyim. Bu dogrultuda artik kadinlar, bizde kot da bulabiliyor.
-Ürünlerinizde kilolu manken kullaniyor musunuz?
Defile çekimlerinde normal manken kullaniyoruz. Reklam için nostalji ve daha sanat yönü agir basan fotograflar kullaniyoruz. Bu bizim simgemiz haline gelmistir. "Nostaljik Kadinlar" denildigi zaman C.C. C akla geliyor.
-Atölye kendi bünyenizde mi yer aliyor?
Kesim, ütü, dikim bizde yapiliyor. Bazi dikislerimizi, fason atölyelerine veriyoruz. Kriz bu açidan bize faydali oldu. Önce küçüldük ama sonra büyüdük Toptan ürün alan müsteriler, çogalmaya basladi ve yeni müsteriler edindik. Su anda ortalama ayda on iki bin adet imalat yapiyoruz. Japonya'ya Finlandiya'da kendi LabelrImlen ihracat yapiyoruz. Arabistan'da bir is adami, ürünlerimizi satacak bir magaza ismimizin altinda (C.C.C) açmayi planliyor. Kendi âdima artik baska bir magaza açmayi düsünmüyorum.
- Çin sizi korkutuyor mu?
Hem evet, hem hayir! Individual çalistigimizdan dolayi; 'Avrupa korksun! Benim umurumda degil' diye düsünüyorum.
-Bir is kadini olarak, kadin çalisanlari nasil degerlendiriyorsunuz?
"Egitimli ve egitimsiz' olarak ikiye ayiriyorum kadinlari. Kadinlar, erkeklere göre; daha pratik karar verir. Bes Ise birden konsantre olabilir; hem salata yapar, telefonda konusur hem de çocuguna yetisir. Çalisan kadinlari da çok basarili buluyorum. Erkeklerse, bir masa bir kart ve iki personele sahipse; kendini genel müdür sayiyor.
- Bir operatörün esi olarak, estetik ameliyatlar, botoks gibi estetik operasyonlar hakkinda ne düsünüyorsunuz?
'Her yasin bir güzelligi var! Sahsiyetlerine hayran kaldigim bazi kadinlarla tanisiyorum. Botoks ve yüz gerdirme gibi operasyonlardan, ameliyatlar yüzünden sahsiyetleri kayboluyor. -Hedeflerinizi ögrenebilir miyiz? Is disinda, simdiye kadar çok fazla bir sey yapamadim yalniz; ailem yurt disinda oldugundan onlari görmeye gidiyordum. Su an ise, golf oynuyorum; günde bin metre yüzüyorum. Firsat buldukça, gezmeye vakit ayiriyorum. Peru, Afrika, Japonya ve Italya'ya gittim. Yakin bir zamanda, Nepal ve Tibet'e gidecegim. Daha sonra da, Kamboçya, Vietnam ve Küba'ya gilmeyi düsünüyorum.
Almanca Konusanlara yönelik dernegin kurucusudur ve baskanligini üstlenmis, bunca isinin arasinda basariyla görevini sürdüren, Rahat Bedenleri kadinlara armagan eden bu "cesur yürek" kadina IS VE KADIN DERGISI olarak yürekten basarilar diliyoruz.
Christine Senol acili bir ANNE..
Bayan ChrislIne'nIn röportaj esnasinda 7 yil önce yasadigi bir acisina tanik olduk. Sevgili oglu Luben'i elim bîr kaza sonucu kaybetmis bayan Cnristine. Uiben 20 yasindaydi ve çok iyi bir dalgiçti. 23 Agustos 1997 de Bodrum'un Oraklar mevkiinde bir arkadasini kurtarmak Için dalmis ama o'da vurgun yiyerek arkadasi gibi hayata veda etmisti. Bu olaydan lam 1 ay önce annesini kaybeden bayan Christine, daha acisi taze iken bu sefer cok sevdigi tek oglunu da kaybetmis. Uzun süre bu acilarla yasayan CCC tekstilin sahibi Christine Senol bir süre sonra da hayatta tek dayanagi olan esini de kaybettikten sonra hayata küsmüs ama simdi is hayatinda yasadigi zorluklara ragmen dimdik ayakta ve tek basina cesurca'savasini veriyor.